1950'li ve 60'lı yıllarda İstanbulluların, özellikle de Beykoz, Sarıyer, Kumkapı gibi deniz kenarındaki semtlerde oturanların mutfaktaki vazgeçilmezleri arasında balık ilk sıradadır. Boğaz'ın iki yanında eski balıkçı köyleri geleneği sürdürmektedir.
Marmara Denizi ve Boğaz sularının pırıl pırıl olduğu, envai çeşit balığın mutlu mesut denizde gezindiği yıllardır. Balıkçıda leğenden canlı canlı alınır balıklar, eve gelindiğinde birçoğu hala kıpırdamaktadır..
Uskumru, lüfer, barbunya, palamut,, dilim dilim satılan kılıçbalığı sofralardan eksik olmaz. Beykoz ve civarında, rakı eşliğinde, mevsiminde kalkan, roka soğan salatası, gözde akşam yemeklerindendir. Kumsal ve çamurlu diplerde yaşayan kalkanın erkeği makbuldür, zira dişisinde havyar kesesi olduğundan onun eti daha azdır..
1955 baharında çıkan bir haber, İstanbul'daki balık bolluğu hakkında bizlere fikir veriyor. 6 Mayıs sabahında balıkhaneye gelen balıkların çeşidi ve miktarı dudak uçuklatıcı cinsten: 35 ton kılıç, 40 ton uskumru, 12 ton kalkan, 8 ton istavrit, 6 bin çift palamut, 10 bin çift torik ve diğer cins balıklar dahil olmak üzere toplam 120 ton balık!.. Şimdiyle kıyas kabul etmeyecek rakamlar..
Bu kadar yüklü miktarda balığın tüketilemeyeceğinden korkan yetkililer balıkların denize dökülmemesi için tedbir almak zorunda kalırlar. Beşiktaş'ta soğuk hava deposu yapılır örneğin; saklanan balıkların Anadolu'ya gönderilmesi düşünülür. Böylece hem "milli servet heba olmayacak" hem de balık fiyatlarında istikrar sağlanabilecektir. Aynı yıl İstanbul'un meşhur balık iskeleleri ihtiyaç gereği genişletilir..
(GÜVEN GÜRKAN ÖZTAN / SERDAR KORUCU, "Tutku, Değişim ve Zarafet -1950'li Yıllarda İstanbul-", Doğan Kitap, 2017)