Cankurtaran'daki Erol Taş'ın kahvesi

- Var tabii. Mesela 1964'te Acar Film için Nejat Saydam'ın rejisörlüğünde Tijen Par'la birlikte "Acemi Çapkın" filmimi çekiyorduk. Aslında kötü bir senaryoydu, sinemada sonumu da getirebilirdi bu film. Neyse Haydarpaşa önlerinde bir sahnenin çekimi vardı. Tenezzüh motoru denirdi,


Cankurtaran'daki Erol Taş'ın kahvesi

 

 

 ·

1934 doğumlu oyuncu, antikacı ve filatelist İZZET GÜNAY'ın "Delikanlı" (Kronik Kitap, 2025) adlı, SİNAN TARİFCİ ile söyleşi yaptığı anı kitabından...

S.T. :

- Komik anılarınız var mı?

İ.G. :

- Var tabii. Mesela 1964'te Acar Film için Nejat Saydam'ın rejisörlüğünde Tijen Par'la birlikte "Acemi Çapkın" filmimi çekiyorduk. Aslında kötü bir senaryoydu, sinemada sonumu da getirebilirdi bu film. Neyse Haydarpaşa önlerinde bir sahnenin çekimi vardı. Tenezzüh motoru denirdi, yani bir gezinti teknesinden denize atlayacağım. Bir şubat ayıydı. Ben Salacaklıyım, sahil çocuğuyum, denizde büyüdüm. Öyle suda filan kolay üşüyen bir adam değilim. Ama şubat ayında deniz ne kadar soğuk olur iyi bilirim. Hiç gözüm yemiyor o soğukta denize atlamaya. Üstelik kendi pantolonum daha sonra lazım olacak, ıslanmasın diye, sette çalışan bir işçinin pantolonunu verdiler bana. O pantolon da öyle bir uzundu ki âdeta iki bacak uzunluğunda... Kıvırdım paçalarını... Çekim başladı. Bir cesaretle atladım suya. Aman yarabbi! Ne soğuk, ne soğuk! Pantolonun paçaları suda açıldı. Öyle uzadı ki bir de onları taşımaya çalışıyorum, bacaklarıma dolanıyor. Tir tir titriyorum. Buz kütlesinin içinde donup kalan birisi gibiyim. Çırpınıyorum, çıkamıyorum bir türlü su yüzeyine. Neyse zar zor çıktım, kaldırdım kafamı... Repliğim var, repliği veriyorlar bana ve benim de söylemem gerekiyor. Ama donmuş bir hâldeyim, ağzımı oynatmam ne mümkün! Rejisör Nejat Saydam denize sarkmış, "İzzet Allah aşkına bir şey söyle!" diye bağırıyor ve şöyle diyor: Repliği boş ver! Ağzını oynat yeter!" (gülüyor). Ben bir gayretle, "Hıkükülüf!ü" filan dedim. Tabii sonradan dublaj yapılacağı için bu seslerin bile ağzımdan çıkması kurtarmıştı sahneyi. Bu anımı hiç unutmam. Çekim bitince beni battaniye benzeri bir şeyle sardılar. Sonra Salacak İskelesi'ne geldim, annemin evine sığındım.

S.T. :

- Beyoğlu'ndaki "Sanatçılar Kahvesi", Cankurtaran'daki Erol Taş'ın kahvesi de hep merak edilir. Siz gidip gelir miydiniz buralara?

İ.G. :

- Ben bilmiyorum yerlerini. Gidip gelmedim hiç. Bizim mekânımız Kulis Bar'dı. Figüranlar, yardımcı oyuncular, kötü adamı oynayanlar filan bu kahvelerde beklerlerdi. Sabahtan akşama kadar okey oynarlardı. Günde yirmi çay içerlerdi. Prodüksiyon amirleri buralara gelir, "Hey! Arif, Muammer, Nevzat, Sinan! Gelin!" derler; bunları alır götürürlerdi sete. Üçer beşer dakikalık küçük rollerde oynarlardı. Cüneyt Arkın çok kavgalı filmler yapardı malum. Ben de çok yaptım. Bir gün prodüksiyon amirine, "Çok acemi kavgacılar getiriyorsun. Doğru dürüst kavgacı adam getir de işimiz kolay olsun" dedim. Böyle dediğim hâlde kötü kavgacılar gelmeye devam etti. En sonunda, "Yahu! Neden hâlâ kötü kavgacılar getiriyorsun!" diye sitem ettim. O da bana şöyle dedi: "İzzet Ağabey! Sabah kahveye Cüneyt Arkın uğramış, bütün kavgacıları almış götürmüş, bize de bunlar kaldı.

BİR CEVAP YAZ

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yorumlar (0 Yorum)
Yorum Sıralaması:
next
ÜYE VE KÖŞE YAZARI GİRİŞİ
GİRİŞ BAŞARILI YÖNLENDİRİLİYOR
GİRİŞ BAŞARISIZ !